İletişim, Gerçeklik ve Anlaşılmak Üzerine

Bir insanla iletişim kurmanın zorluğu üzerine bir şeyler yazmak istiyorum.

Çıkış noktam şu: Bir gerçeklik var; en azından olduğunu varsayıyoruz. Bu gerçeklik bireylerin öznel gerçekliğinden farklı olabilir, aynı da olabilir. Bir miktar farklı, bir miktar aynı da olabilir. İnanıyoruz ki; bireyler ne kadar akıllı ve gözlem yeteneği yüksek ise, ortada duran ve herkesin üzerinde olan o “mutlak” gerçekliğe kendi gerçekliklerini o kadar yaklaştırabilirler.

[Buna alternatif olarak farklı modeller de önerilebilir elbette. Ortada bir gerçeklik olmadığı, sadece herkesin kendi gerçekliği olduğu tarzında… Fakat bu yazıda —ve sanırım genel olarak kendi hayatımda— ortada duran bir gerçeklik olduğu fikrine daha yakınım. Çevremdekiler kendi gerçekliklerine körü körüne bağlı insanlar olduklarında huzursuz oluyorum. Bu bende, onların farkındalığı düşük insanlar olduğu izlenimini uyandırıyor ve onlardan soğuyorum. Alternatif bakış açılarıyla, benim yaptığım şeyin aslında diğer insanları kendi gerçekliğime uymaya zorlamak olduğu da savunulabilir. Bu soruyu kendime sık sık soruyorum. Sanıyorum biraz pratik amaçlar uğruna, biraz da aksini düşünmem için yeterli kanıt bulamadığımdan halihazırdaki bakışıma sadık kalmaya devam ediyorum.]

Bazı arkadaşlarım var; onlarla konuşurken çok zorlanıyorum. Ne yapmam gerektiğini tam olarak anlayamıyorum. İçimdeki bir dürtü, onları bir şekilde sarsarsam, hapsoldukları o kendi gerçekliklerinden uyandırabileceğimi hissettiriyor. Bunu okuyunca, muhtemelen insanları kendi gerçekliğime uymaya zorluyorum gibi düşüneceksiniz. Hani sonuçta ben kimim ki, değil mi? Ama gerçekten öyle anlar oluyor ki, gayet nesnel şekilde de ortaya konabileceği üzere, arkadaşlarım hata yapıyorlar. Hadi hata demeyelim, “davranış desenleri” diyelim. Ve ben onları bu davranış desenlerini sergilediklerine ikna etmekte çok zorlanıyorum. Ve onların bu desenleri sergilemeleriyle OK’um, sadece istiyorum ki bunu sergilediklerini farkında olarak sergilesinler, hepsi bu! Kimseyi tek tipleştirmeye falan çalışmıyorum yani.

(Eğer haklı olduğumdan tamamen eminsem aslında, bu iletişimsizlik tıpkı bir psikolojik danışman ile danışanı arasındaki ilişkiye de benzetilebilir. Sonuçta danışman teşhisi muhtemelen çok çabuk koyuyor, fakat danışanını ikna etmesi zaman alıyor. Yani insanlardan seni hemen anlamalarını beklemek gerçekçi değil. Bak evet, şu an anlamlı bir çıktıya ulaştığımı hissediyorum. Sen haksız olmak zorunda değilsin, haklı olabilirsin; çünkü %100 haklı bile olsan, tıpkı danışman-danışan örneğinde olduğu gibi, transmission (aktarım) hemen gerçekleşmiyor!)

Meselenin bir de benim kendi hayatıma bakan boyutu var. Ben de çoğu kritik durumda, düşüncelerimden tam olarak emin olamıyorum. İlk başlarda bunu bir güçsüzlük, kararsızlık, ne yapacağını bilememe hali gibi görüyordum. Hala aslında biraz öyle görüyorum. Ama bunun güçlü yanları olduğunu da fark ettim. Aslında bir konuda çok kararlı olmak, o konuda bir suboptimal‘e fit etmeyi gerektirir. Evet evet, “aksiyon analizden iyidir” tarzında şeylere ben de inanıyorum, daha kazançlı bir hareket tarzı olabilir. Ama yine de bazı işlerde bu derinlemesine analiz çok önemli, çok gerekli. Ve bu benim güçlü yönüm olabilir.

Birçok konuda birçok insan, ne aksiyonlar sonucunda ulaştığı deneyimler ne de analizleri olmadan kendi düşüncesine körü körüne güvenebiliyor. Ve kendi gerçekliklerine, kendi düşüncelerine duydukları bu güven, tartışma ortamında seni yanıltabiliyor. Benim de sonuçta bir kendi gerçekliğim var! Sadece ben gerçeklik olarak kendi gerçekliğimi değil, ortada duran ve hepimizin üzerinde olan o asıl gerçekliği arıyorum. Ondan da emin olmak çok zor! Dolayısıyla sesim cılız çıkıyor. Sonra kendine güvenen o diğer öznel gerçeklik bana galebe çalabiliyor.

Hayır abi, hayır! Ne benim yaşadığım kadar deneyim yaşadın, ne de benim düşündüğüm kadar düşündün! Benden daha zeki ya da daha iyi bir analizci olduğunu düşündürecek bir veri de yok elimizde! Öyleyse ortada bir tartışma varsa, bir süre sonra conclusion‘a varılıp (iki taraf da gerektiği şekilde kendi gerçekliğini güncelleyip) aynı noktada buluşulması gerekir. Bu olmuyorsa, sorun asla bende değildir!

Bu yazı şu an zaman limiti sebebiyle vermek istediği mesajları tam veremiyor olabilir. Ama benim düşüncelerime faydası oluyor. Zamanla üzerinden geçip daha iyi bir hale getirmeye çalışacağım; hem kendi düşüncelerimi hem de bu yazıyı. Ama (eğer yayınlanmamasına rağmen bu blog’u okuyorsanız ve) bende hatalı bir düşünme deseni buluyorsanız, bunu bana lütfen bildirin! Eğer zamanınız bana laf anlatmaya çalışmaya değmeyecek kadar değerliyse, (sonuçta ben de sizin analizinize bir miktar direneceğimdir muhtemelen) bana en azından keyword‘leri söyleyin. Üzerinde mutlaka kafa yoracağımdır.